Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

oldukça sıradan

ne denir, bilirsiniz işte.. uzun zaman boş kalan insanlar kendilerinemutlak bir meşgale arar..

6 tane "ve yanlızlık" etiketli yazı bulundu "ve yanlızlık" tagli diger ogeler resimler , videolar

çingene sokağa aşıktır, ama sokak pişmanlığı affetmez..

sadece siyah kalem çeker kahverengi gözlerine.. ne pulluk, ne allık  ne de başka birşey sürer yüzüne.. her gün güneş doğarken kalkar, ilk iş saçlarını tarar. kömür gibi karadır saçları, beline dökülür hafiften.. teni de saçları gibi karadır çingene kızının.. ama tenine, saçlarına inat pek bir renklidir giydikleri.. allı güllü elbiseleri çıkarmaz hiç üzerinden.. yaz kış boncuklu, pullu terlikleri ayağındadır hep.. bir de kemanı vardır elinden düşürmediği. zaman zaman efgarlanır, efgarlanınca da başlar nagmelere çingene kızı..

bakışı gülüşü sahteden degildir, bir güldü mü yüreğinizi ısıtır bu kara kız.. yalnız, ömrü sokaklarda geçtiğinden olacak ağzı biraz bozuktur. biri ağır bir laf söyleyecek olsa, hemen küfreder. yanına kimin ne niyetle yaklaştığını iyi bilir çingene kızı, bilir de ona göre davranır insanlara..

herkes gibi bir yürek taşır içinde.. herkes kadar da aşıktır çingene kızı. vaktiyle bu sokaklarda genç bir adamı sevmiştir. adam  her gün iki kez  geçer bu yoldan. çingene kızı hiç kaçırmaz adamın geçişini.. ama adam onu bir kez olsun farketmez. gel zaman git zaman kız artık dayanamaz bu fark edilmeyişe ve orda olduğunu göstermek ister adama.. günlerce uğraşır ve adını hiç birzaman bilmediği notalardan bir "ezgi" hazırlar  kemanıyla.. "ezgi"  aşkı anlatacaktır, aşkına.. ve bir gün gelir, kendini de ezgisini de hazır hisseder. tüm gün yolda adamın geçeceği saatin gelmesini bekler. saat gelmiştir ama adam gözükmez. çingene kızı pes etmez, yarın sabah nasılsa geçecektir adam.. sabaha kadar bekler çingene kızı, gece cok zor gecer.. ama sabah oldugunda adam yine yoktur.. bu kez de akşam gelir diye umut eder ama gelmez adam bir türlü. çingene kızı umudunu kaybetmeden bekler, günlerce.. bir gün adam geçer o sokaktan ama omuzlar üzerinde giden bir tabut içinde.. çingene kızı tabutun üzerinde adamın resmini gördüğünde ne yapacagını şaşaırır. ne üzülebilir, ne de şaşırabilir. o günden sonra aklını yititrir..

bu sokağı mesken tutmuştur, o günden sonra.. köşedeki parkta yatıp kalkar. tüm gün sokagın bir ucundan diğer ucuna dolanır, durur.. gözlerinde, saclarında hep bir hüzün taşır.. bu sokaklarda kemanıyla "ezgi" sini çalıp, durur çingene kızı..

buralarda herkes sever çingene kızının ezgisini.. "ezgi" si hüzün yüklüdür, "söylenmemişlikler" yüklüdür tıpkı kahverengi gözleri ve kömür saçları gibi..

&&&

bazen çok geçtir. söylemek, anlatmak için çok geçtir. ve "geç olmak" , "geç kalmak"  her zaman biraz "pişmanlık" yaşır. ve "pişmanlık" her zaman canımızı yakar. 

 

           

hay Allah saat bir olmuş yine!

bizenelerettinzaman_CLOCK
 

saat on iki!
on iki yaş.. ilk gözyaşı.. ağlamak için geç kalmışsın bir hayli.. bu vakitten sonra ağlayarak yaptıramazsın, hiç bir isteğini. daha bebekken başlamalıydın ağlamaya. hem neden güldün ki sanki? çok mu güzeldi hayat?

saat onbir!
on bir oluyor toplayınca, iki elimdeki parmakları.. öyle bakarsan yanlış sayarsın. benim baktığım yerden bakacaksın. bak, şu var ya hani.. işte şu, görmüyor musun? işte onbirinci parmak şu. varlığının tek nedeni ne biliyor musun? bilmiyorsun.. varlığının yegane nedeni; " hatırlatmak" , unuttuklarımı..

saat on!
on dakika ver sadece bana.. on dakika dönsem geçmişe yetecek.. hepsini telafi edecem hatalarımın.. on dakika kafi. veremez misin bana geçmişten on dakika? oysa müsade etsen, değiştiridim on dakikada tüm kötü yaşanmışlıkları..

saat dokuz!
dokuz doğurdum seni beklerken.. neden bu kadar geç kaldın ki? neden gelemeyeceğin vakitler için söz veriyorsun ki? bilirim sen hep "gelirim" dersin ve  bilirim sen  hep "gecikirsin".

saat sekiz!
sekiz kez üst üste dinledim, şarkının aynı yerini.. hala manasız.. bir yandan anlamıyor olduğuma kızıyorum, diğer yandan sana sövüyorum;  başka şarkı mı yoktu?

saat yedi!
yedi gün diye kim uydurmuş? bir hafta yedi günden  çok daha uzun. pazartesinden pazartesine bir ömür geçti.. zaman neden hiç sabırsızlık yapmaz ki? bekleyiş beni yoruyor. zaman, söylesene ; sen hiç yorulmaz mısın?

saat altı!
altı üstü bir kum tanesi.. ne kadar önemli olabilir ki? ama onunla birlikte kumsalı veriyorlarsa değerli.. yok yok altı üstü bir kumsal, ne kadar değerli olabilir ki? ama onunla birlikte denizi veriyorlarsa çok güzel.. yoksa bu da mı güzel değil?

saat beş!
beş kere beş; eşittir yirmi dört.. eksik var.. nereye gitmiş olabilir ki? ve kim eksik? düşünmek lazım.. yada düşünmemek.. gittiyse vardır bir bildiği elbet. ya dönerse? o zaman beş kere beş ne eder? yirmi beş mi? yok yok olmaz herhalde..

saat dört!
dört duvar arasında..üstelik birde  duvarlar sarı.. kim boyamış bunları sarıya? yeter ya, gelmeyin üzerime.. ilk iş değiştirecem sizin renginizi.. hepinizi siyah yapıcam.. siyah iyi mi peki? boşver düşünme fazla, siyah saklar seni..

saat üç!
üç şans verdim sana, daha ne yapayım? kapımı çalıp çalıp kaçtın her seferinde.. oysa ben  misafir etmeye hazırdım seni.. yeter canım artık! hem, daha başka oyun kalmadı.. üç kafi..

saat iki!
ikimizde sevmiyoruz.. bilmen lazım bunu; sevgisizliğin karşılıklı.. daha ne söyleyeyim? ve daha ne kadar söyleyeyim? ne sanıyorsun sen; yalan söylemek kolay mı? aynanın  önünde yapıyorum belki ama karşındayken kolay mı?

saat bir!
bir başımayım.. erik ağacı uzatmıyor dallarını, penceremden içeri.. sokak lambası sonunda kesti sesini.. sen ne zaman gitmiştin ki? unutmuşum.. hay Allah yanlızım!

&&&

zaman; yine şaşırdın, ters yöne aktın.. yoksa bilerek mi yaptın? ah tabi ya bilerek yaptın bunu.. zaten senin işin gücün beni  "yanlız komak"

perdeleri çekmeye yeltenirken..

askneyime_window - bir son vermek, bir son görmek istiyorsan ve şayet o pencereden atlamakta kararlıysan; bilmelisin ki sana engel olmayacağım. ölmekte kararlıysan, atlamana hiç ses çıkartmayacağım. ama senden tek bir isteğim olacak: giderken pencereleri kapalı bırak. ardından üşümek istemiyorum!!

   ..

- sen belki beni hiç sevmedin, yada belki hiç tanımadın yada belki hiç anlamadın. varlığımı sarmalayan yoklukları ardına kadar dayayarak ve belki de bana en büyük kötülüğü yaparak çekip gittin. bak! şimdi avucuma bıraktığın zavallı kalbim ne kadar da üşüyor. neden pencereleri açık bıraktın ki sanki?

tek kişilik yanlızlık..

biri gider hayatından
yalnız kalırsın!
sonra biri daha gider
biraz daha yalnız kalırsın..
derken birileri daha
peşpeşe artar yanlızlığın
bir gün gelir kimse gitmez, gidemez
artık yapayalnızsındır!
.
.

artık yapayalnızımdır!
alamam düşünmekten kendimi;
- kaç kişi gitmiştir, yalnızlıktan yapayalnızlığa kadar?
ve yine sormaktan vazgeçemem;
- tek kişinin gidişiyle yapayalnız kalır mı insan??

durma sakın, durma bir daha!

- dur!  diyorum. önce inat ediyor ama sonra söz dinliyor zaman.

küçük bir kız ağlıyor, kanlar içinde yatan babasının cesedinin yanı başında. etrafa boş kovanlar saçılmış. her yer yangın yerine dönmüş. duman, kan ve yanık kokusu yükseliyor yerden. kulaklarda az önce düşen bombanın acı sesin yankısı var hala. küçük kız hiçbirine aldırış etmiyor, birkez olsun etrafına bakmıyor. minik ellerini, yaşlarla dolan suratına kapamış ağlıyor. sadece babasının hayatta olmasını ve yattığı yerden kalkıp sarılmasını ona düşlüyor..
.
.
 - dur! diyorum ve duruyor

bir simitci bir eliyle  ter içinde kalan alnını siliyor ve diğer eliyle de yarıladığı su şişesini ağzına götürüyor. ortalık sıcak, hani cayır cayır derler ya işte öyle.. insanlar bunalmış sıcaktan. pek çoğu tatilde şimdi; havuz başlarında deniz kenarlarında sere serpe yatıyor. umrunda bile degil simitcinin, bir kez aklına getirmiyor bile. suyundan bir yudum daha alıyor ve " simitci" diye bagırmaya başlıyor yeniden.. sadece zabıta gelmeden simitlerinin hepsini satabilmeyi ve aksama  eli boş  eve dönmemeyi düşlüyor..
.
.

 sonra birkez daha

- dur! diyorum ve yine duruyor zaman.

yaşlı bir amcam ellerini göğsünün üzerine sıkıca bastıryor. uzayıp giden bir kuyruğun biraz sonlarında kalmış, duruyor öylece. hava soğuk, kuru bir ayaz var. kuyrukta uğultular yükseliyor. konuşulanların hiçbiri umrunda olmuyor amcamın. sadece parasını almayı ve bunca yıldır bitiremediği borçlarının birazını kapatabilmeyi düşlüyor.
.
.
.
.

bilmem ne kadar cok zaman akıyor. bu kez sen;
- dur! diyorsun zamana.. hep söz dinliyor zaman.

göz göze kalıyoruz bir süre ve senin düşlerini görüyorum gözlerinde. "aşk" istiyorsun, benden. sessizce ve masumca ilişiyorsun yanıma, kelimelerin  büyülü adeta..
ama neden sonra " bencil" ce geliyor bana. anlatmaya çalışıyorum sana;

- kaç kez durdurdum ben zamanı, ve nelerle karşılaştım her durdurduğumda bir bilsen, ah bir bilsen..

diyorum ama kızdırıyorum seni. gözlerinde "kızgınla karışık aşk" la çekip gidiyorsun

ve zamana diyorum ki;
- durma sakın durma bir daha!

&&&

yapabilsek, gerçekten durdurabilsek zamanı; göreceğimiz kareler belki de bunlardan hiç farklı olmayacak. her karede "acı" var. kiminde  belirgin, kiminde silik; ama  hep "acı" var..

peki hiç bir iyileştirme yapılamaz mı "acı" yı hafifletmek adına? yok mu bir çaresi?

çağırma beni..

askneyime_The20dream sadece bana yetimlik bir kara parçasının üzerindeyim şimdi. yanımda çok az erzağım var.senden başka kimseye haber vermiyorum yerimi.bir büyük hayal denizinin tam ortasındayım.adına "gerçeklik" dedikleri anakarayı terkettim birkaç zaman önce. zordu orda yaşam. havası ciğerlerime ağır geliyor, suyu boğazıma takılıyordu. ben de terkettim "gerçeklik kıtası"

öyle güzel ki burası.ah nasıl anlatsam sana; hayal denizinin ortasında bir küçük masal adası işte.. "uyudum, uyandım" diye birşey yok burada. hep uyanığım ve hep uyuyorum. küçük bir olta edinmiştim vaktiyle, çok işime yarıyor şimdilerde. sallıyorum şöyle bir denize ve günlerce gecelerce mutluluk yakalıyorum. parıltılarla çekiyorum oltamı denizden. umutları topluyorum kovamda..

hep güzel olmaz tabi, arada bir kasvette takılıyor oltamın ucuna ama o zaman da güneş gözkırpıyor bana sevgiyle; kasvet de eriyip, yok oluyor ondan sonra..

şaşıyorum bazen ne çok ağaç ve ne çok meyve var bu küçük adada diye. çeşit çeşit, güzel güzel meyveler; sadakat, dostluk, barış, özgürlük.. bazen sıkıntıya rastlıyorum dalların arasında.. ama Allahtan dargınlık yetişmiyor bu adanın ağaçlarında..
.
.
.

sen çağırıyorsun şimdi beni, "dön" diyorsun ama sen de gerceklik kıtasının gercek görünen yalanlarından birisin.

- gelemem!
- kokun soğuk, gülüşün siyah, bakışın uzak, istesem de isteyemem artık